Skip to content

Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color brick color green color
Yeni Türk Ticaret Kanunu inşaat sektöründen neler götürüyor? PDF Yazdır e-Posta
07 Ekim 2011

Image

Uygulamaya başlama tarihinin yaklaştığı şu günlerde, yeni Türk Ticaret Kanunu'nun ticaret hayatımıza neler getirdiği daha sıklıkla konuşulur oldu.

1956'dan kalma bir kanunun bugünün Türkiye'sine dar gelmediğini söyleyen kimse yoktu aslında. Bu anlamda, daha işin başında kanunun çağın gereklerini yakalama konusunda isabet yüzdesinin yüksek olacağı anlaşılıyor. Ancak, bazı alanlarda kanunun aşırı önyargılarla hareket ettiği ve tek yönlü baktığını da anlamak zor değil. Kısaca cari hesap yasağı olarak bilinen yeni düzenlemede, bu neviden bir aşırılığın veya tek yönlü bakışın izlerini görmek mümkün.

Hatırlanacağı üzere, bundan 5-6 ay öncesine kadar kamuoyunda yeni kanunun kayıtdışılıkla mücadelenin de etkin silahı olacağı konuşuluyordu. Bunlar söylenirken, yeni kanunun 358'inci ve 395'inci maddeleriyle getirilen ve ortaklar, yönetim kurulu üyeleri ve bunların belirli dereceye kadar yakınlarına yönelik cari hesap yasağından bahsediliyordu aslında. Bu maddenin getirdiği yasağa uymayanlara ise 562'nci madde ile nispeten yüksek tutarlarda adli para cezası öngörülüyordu. Dahası, Türk Ceza Kanunu'nun 278'nci maddesi kapsamında, bu yasağa uyulmadığını ihbar etmeyen denetçi ve mali müşavirler için bir yıla kadar hapis cezasına da hükm olunabilecekti artık.

Türkiye gibi kurumsallaşma sürecini tamamlamamış ülkelerde şirketlerle özellikle hâkim ortakları farklı kefelerde düşünmek neredeyse mümkün değil. Aile şirketlerimizin hemen tamamının henüz 30 yıllık geçmişi yokken, ortakların cepleri ile Şirketlerin kasalarını kesin çizgilerle ayırmak mümkün olabilir mi? Bunu yapacaksak, şirketlerin büyüyüp kendi gölgelerini aşmalarını hala bekleyecek miyiz? Kazandığını cebinde tutmak yerine şirketine yatırdığı için, Türk yatırımcısını girişimci ruha sahip olarak göstermiyor muyduk bugüne kadar göğsümüzü gere gere? Konuya böyle bakınca, kazandıklarını şirketine yatıran ortağa borç alırken bankanın yolunu göstermek acaba ne kadar tutarlı olur? Ülkemiz gerçekleri arasında, "cari hesaplar"ın kötüye kullanıldığı örnekleri görmezden geldiğimiz veya şirketlerin kâr dağıtımına yönlendirilmelerine karşı çıktığımız sanılmamalı. Ancak, cari hesapların sadece kötü niyetli kullanıldıkları ve kayıtdışı ekonominin baş mimarlarıymışçasına gösterilmeleri hakkaniyete ne kadar sığacak?

Hemen tüm sektörler için geçerli olabilecek bu soruların inşaat sektörü yönünden dahası da var. Ülkemiz uygulamalarında taahhüt işlerinin genel karakteristiği gereğince, iş belli bir bitirme oranına ulaşmadan gelirler (hak edişler) giderlerin (maliyetlerin) sürekli olarak altında kalır. Türk Vergi Sisteminde "Yıllara Sari İnşaat" işleri için farklı bir vergileme rejiminin oluşturulmasının altında da zaten bu gerçek yatıyor. Hal böyleyken, işlerin belli yüzdelere varmasından öncesinde nakit akımları tersine giderken Şirket ortağına "kendi cebinden para koyma (sermaye artırma) zira sana borç veremem" demek doğru olacak mı? İşlerin devam ettiği süre içerisinde kar oluşmayacağından, ortağa "Şirketten alacağın parayı kar dağıtımı yaptırarak al." denmesi de çare olamaz. Zira, işler bitmeye yakın hale gelmeden dağıtılacak kar da çıkmaz.

Yeni kanunun 509/3'ncü maddesindeki "kâr payı avansı" müessesesinin, kanunun gelişiyle bozulan taahhüt şirketlerinin ortakları ile olan ilişkilerini düzeltecek bir yapıya sahip olacağı da beklenemez. Zira bu maddede SPK'ya tabi olmayan şirketler için Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı'nın bir tebliğ hazırlayacağı ifade edilmektedir ki, hazırlanacak tebliğin Sermaye Piyasası Kanunu'nun 15/4'ncü maddesini aşamayacağını söylemek mümkün. Aksine bir durum, SPK'ya tabi şirketler aleyhine bir durum oluşturacaktır. Hazırlanacak tebliğin SPK mevzuatını aşamaması halinde ise, inşaat sektörünün yukarıda açıklanan sorununa çare bulunamayacaktır. Zira halihazırda SPK mevzuatı sadece ara dönem (üçer aylık) bilançolara göre çıkan karın yılın kapanmasını beklemeden dağıtılmasını öngörmektedir. Ayrıca, SPK düzenlemesinde; her ara dönemde verilecek temettü avansının bir önceki yıla ait bilanço karının yarısını aşamayacağı, önceki dönemde ödenen temettü avanslarının mahsup edilmeden yeniden temettü avansı verilmesine karar verilemeyeceği gibi, taahhüt sektörünün kabul edemeyeceği sınırlamaları da mevcuttur.

Bunlardan öte, inşaat sektöründe cari hesapların, mali mevzuat yönünden kanunen kabul edilmeyen giderlerin muhasebesinde kullanılması gibi kötü niyetli olmayan pek çok fonksiyonu olduğu da bilinmektedir. Bu sektörde, hangi hesapla ilişkilendirileceği kestirilemeyen meşru nitelikli pek çok işlemin cari hesaplarla muhasebeye yansıtıldığı bilinirken, ortakların ve yöneticilerin cari hesapları her zaman suiistimal amaçlı kullandıklarını iddia etmek mümkün olmasa gerek.

Genel görünüm böyleyken, dertlere çare olmasını beklediğimiz yeni Türk Ticaret Kanunu'nun yeni geçilmez dağlar oluşturmaması uğruna, Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı'nın hazırlayacağı tebliğin piyasa gereklerine uygun şekilde kaleme alınmasını beklemekten başka yol kalmıyor. Daha zor ama daha doğru bir yol daha var aslında: Kanunun başarısını etkileyebilecek bu maddeleri henüz uygulamaya başlamadan yeniden ele almak.

Harun KAYNAK / E. Baş Hesap Uzmanı Türkerler Şirketler Grubu Mali Koordinatörü

http://www.dunya.com/yeni-t%C3%BCrk-ticaret-kanunu-in%C5%9Faat-sekt%C3%B6r%C3%BCnden-neler-g%C3%B6t%C3%BCr%C3%BCyor-_134384_haber.html?

---------------------------------------------------------------------------------------------

Yukarıda yer verilen açıklamalar, konuya ilişkin genel bilgiler içermektedir. Özdoğrular smmm ltd. şti./ www.ozdogrular.com, işbu dokümanın içeriğinden kaynaklanan veya içeriğine ilişkin olarak ortaya çıkan sonuçlardan dolayı herhangi bir sorumluluk iddiasında bulunulamaz.