Skip to content

Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color brick color green color
Bir İş Kazası Olarak Kalp Krizinin Değerlendirilmesi PDF Yazdır e-Posta
20 Temmuz 2012
Image

I- GİRİŞ

Ülkemizde tarım ekonomisinden sanayi ekonomisine geçiş süreciyle başlayan ve son yıllarda ivme kazanan makineleşme, beraberinde iş kazalarında artışı da getirmiştir. Üretimde insan unsuru tamamen göz ardı edilemediğinden iş kazaları çalışma hayatının kaçınılmaz bir parçası olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu kazaların kimi zaman insan hatası, kimi zaman ise mücbir sebeplerden ötürü yaşandığı görülmektedir.

Gerek mülga 506 sayılı Kanun, gerekse 5510 sayılı Kanun mesleki ve sosyal risklere karşı çalışanları güvence altına almaktadır. Makalemizde bir mesleki risk olarak iş yerinde meydana gelen kazalardan birisi olan “kalp krizi”ne farklı bir perspektiften bakmaya çalışacağız. Uygulamada sıkça karşılaşılan ve görüş birliği olmayan bu konuyu Kurum uygulamaları ile yargı kararları bağlamında değerlendireceğiz. www.ozdogrular.com

II- YÜRÜRLÜKTEKİ MEVZUAT AÇISINDAN İŞ KAZASI

İş kazası önce 506 sayılı Kanun’un 11. maddesinde tarif edilmiştir. Bu Kanun’un mülga olmasından sonra 5510 sayılı Kanun’un 13. maddesi ile iş kazasının tanımını yeniden yapılmış ve yasal çerçeve çizilmiştir. İş kazasının unsurlarına bu çerçeveden bakmak, hukukun gereğidir. www.ozdogrular.com

“Kaza”nın kelime anlamı; can veya mal kaybına, zararına neden olan kötü olaydır. Hukuki anlamda ise beklenmedik olay olarak nitelendirilir. 5510 sayılı Kanun’un 13. maddesine göre işyerinde, işveren tarafından yürütülmekte olan iş nedeniyle, sigortalının görevli olarak başka bir yere gönderilmesi nedeniyle asıl işini yapmaksızın geçen zamanlarda, hizmet akdine bağlı olarak çalışan emziren kadın sigortalının iş mevzuatı gereğince çocuğuna süt vermek için ayrılan zamanlarda, sigortalının işverence sağlanan bir taşıtla işin yapıldığı yere gidiş gelişi sırasında meydana gelen ve sigortalıyı bedenen veya ruhen özre uğratan kazalar, iş kazası sigortası kapsamında değerlendirilmektedir. Dikkat edilirse bu üç tanımın ortak paydası “zarar”dır. İş kazası denildiğinde aklımıza öncelikle bir zararın doğduğu düşüncesi gelecektir. Zarardan etkilenenin sigortalı olması halinde 5510 sayılı Kanun, zarara sebep olan olayı iş kazası olarak nitelendirmektedir. O halde iş kazasından söz edebilmek için kazaya uğrayanın sigortalı sayılması gerekmektedir. Zira 13. madde “sigortalının işyerinde bulunduğu sırada” diye başlar ve diğer hususları sıralamaya devam eder. Çalışanların Kurum’a sigortalı olarak bildirilmemiş olmaları, onların sigortalılığın haklarından yararlanmalarına engel teşkil etmez. Hizmet akdi ile bir veya birden fazla işverene tabi olarak çalışanlar kanun nezdinde sigortalı sayıldıklarından geçirdikleri kaza da iş kazası kapsamında değerlendirilecektir. www.ozdogrular.com

İşyerinde çeşitli sebeplerden ötürü kazalar meydana gelebilmektedir. Bunlardan biri de makalemizin konusunu oluşturan kalp krizidir. Sosyal Güvenlik Kurumu’nun işyerinde meydana gelen kalp krizi vakalarına öteden beri gelen yaklaşımı; işyerinde ortaya çıkan koşullara bağlı olarak bir dış etken sonucu kalp krizi geçirilmesi durumunda kalp krizinin iş kazası olarak değerlendirilmesidir. Aksine herhangi bir dış etken olmaksızın kişinin kendi hastalığı gibi nedenlerle kalp krizi geçirmesi durumunda ise, bunun iş kazası olarak değerlendirilmemesi gerektiği şeklindedir. Bu ayrımın nasıl yapılacağı uygulamada karşılaşılan bir sorundur. Bu yaklaşımın Türkiye Cumhuriyeti’nin anayasal bir özelliği olan sosyal devlet olma ilkesi ile ve bizzat 5510 sayılı Kanun’un özü ile bağdaşmadığı çok açıktır. Aşağıda bunu nedenleriyle birlikte açıklamaya çalışacağız. www.ozdogrular.com

III- YARGI KARARLARINDA BİR İŞ KAZASI OLARAK KALP KRİZİ

Yargıtay 21. Hukuk Dairesi’nin somut olayda verdiği karara göre; bir şirkette tır şoförü olarak görev yapmakta olan sigortalının olay günü görevi gereği Türkiye’den yüklenen yükü yurt dışında yerine ulaştırmak üzere 03.10.2006 tarihinde Arnavutluk’un Tiran şehrinde gece molası verip sabahleyin yola çıkmak üzere konakladıkları otel odasında kendi başına istirahata çekildiği sırada 01:30 sıralarında kalp krizi geçirip öldüğü olay, hem 506 sayılı Kanun’un 11. maddesi gereği hem de 5510 sayılı Kanun’un 13. maddesi gereği iş kazası sayılmıştır. Ancak burada iş ile ölüm olayı arasında illiyet bağı bulunmadığı gerekçesiyle olayın işveren yönünden farklı değerlendirilmesi gerektiği belirtilmiştir([1]). www.ozdogrular.com

Yargıtay 21. Hukuk Dairesi’nin bir başka somut olay için verdiği kararda ise; iş kazasının yasal dayanağının 506 sayılı Yasa’nın 11-A maddesi olduğu belirtilmiştir. Anılan maddeye göre; iş kazası sigortalıyı hemen veya sonradan bedence veya ruhça arızaya uğratan olaydır. Başka bir anlatımla 506 sayılı Yasa’nın 11-a ve b maddelerine göre; zararlandırıcı sigorta olayının, işçinin işyerinde bulunduğu ve işveren tarafından yürütülmekte olan iş dolayısıyla işverenin emrinde meydana gelmesi halinde, iş kazası sayılmasında yasal zorunluluk olduğu açıktır. Dava konusu sigortalının kalp krizi sonucu ölmesi olayı; davacıların murisinin davalı şirkete ait gemide 1. kaptan olarak görevini yürüttüğü sefer sırasında işyerinde bulunduğu zamanda meydana gelmiştir. Bu durumda; meydana gelen olayın iş kazası sayılması gerektiği ifade edilmiştir([2]). www.ozdogrular.com

Bir başka Yargıtay kararında: “Zararlandırıcı sigorta olayının, sigortalının işverene ait ölçüm işini yaptığı sırada meydana geldiği konusunda taraflar arasında uyuşmazlık yoktur. Uyuşmazlık zararlandırıcı sigorta olayının (sigortalının güneş çarpmasına uğraması) iş kazası sayılıp sayılmayacağı noktasında toplanmaktadır. Bu yönüyle davanın yasal dayanağı 506 sayılı Yasa'nın 11-A maddesidir. Anılan maddeye göre, iş kazası sigortalıya hemen veya sonradan bedence veya ruhça arızaya uğratan olaydır. Yukarıda sözü geçen Yasa'nın 11-A-a maddesine göre de, sigorta olayının işyerinde meydana gelmesi ile "b" bendi gereğince işveren tarafından yürütülmekte olan iş dolayısıyla meydana gelmesi durumlarında zararlandırıcı sigorta olayının iş kazası sayılması konusunda herhangi bir fark yoktur. Somut olayda; müteveffanın davalı işverene ait işyerinde ölçüm işini yapmakta iken, güneş çarpmasına bağlı olarak oluşan kalp krizi sonucu hayatını kaybettiği ekli raporlar ile de ortadadır. Bu durumda işin yürütülmesi ve niteliği gereği işyeri sayılan ortamda oluşan olayın iş kazası sayılması gerektiği ortadadır.” denilmektedir([3]). www.ozdogrular.com

Özellikle konu ile ilgili ortak görüş belirtmesi açısından önem arz eden Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun kararı da 21. Hukuk Dairesi’nin kararları ile paralellik göstermektedir. Burada da zararlandırıcı sigorta olayının işyerinde olduğu konusunda taraflar arasında uyuşmazlık yoktur. Uyuşmazlık davacı murisinin kalp krizi sonucu ölümünün iş kazası sayılıp sayılmayacağı noktasında toplanmaktadır. www.ozdogrular.com

“Somut olayda da; ölen sigortalı-işçi, bir başka işçi ile birlikte işyeri kapsamındaki işçi lokalinin tesisatını gözden geçirme ve tamir için görevlendirilmiş; burada verilen işi yapmakta iken diğer işçinin malzeme alımı için ayrıldığı bir sırada bayılarak yere düşmüş ve ambulansla hastaneye götürülürken yolda hayatını kaybetmiştir. İşverence iş kazası bildirimi yapılmamış, hastanece doldurulan istatistik formunda sigortalının ölüm nedeni miyokard enfarktüs olarak gösterilmiştir. Davalı Kurum da, ölenin hak sahiplerinin iş kazasına yönelik istemlerini reddetmiştir. www.ozdogrular.com

Ne var ki, bir olayın kurum ya da işveren açısından iş kazası olarak kabul edilmemiş olması, harici etkenlerle veya aniden ortaya çıkıp çıkmaması, yasanın açık hükmü karşısında olayın iş kazası sayılmamasını gerektirmeyecektir. Zira; yasada açıkça ifade edildiği üzere, zararlandırıcı sigorta olayının, yasada sayılan hal ve durumlardan herhangi birisinde gerçeklemiş olması, gerekli ve yeterlidir.

Daha açık ifadeyle; sigortalının, işyerinde çalışmakta iken kalp krizi geçirerek ölümü, 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nun 11. maddesinin (A) fıkrasının (a) bendinde gösterilen "Sigortalının işyerinde bulunduğu sırada meydana gelme" haline uygun bir olay olduğu gibi, aynı maddenin (b) bendinde yer )alan "işveren tarafından yürütülmekte olan iş dolayısıyla meydana gelme" haline de uygun olup; iş kazası sayılması gerekir. Maddede, başkaca bir şart ya da kısıtlamaya yer verilmemiş olduğundan, yasada olmayan bir kısıtlamanın yorum yoluyla getirilmesine de olanak yoktur. Mahkemece, yukarıda ve bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulu’nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak ve olay iş kazası sayılmak gerekirken, aksine düşüncelerle, olayı iş kazası saymayan rapor gerekçe alınarak önceki kararda direnilmesi ve davanın reddedilmesi usul ve yasaya aykırıdır.”([4]) www.ozdogrular.com

IV- TIBBİ ANLAMDA KALP KRİZİ

Kalbin yeteri kadar oksijen alamayarak ölmesine kalp krizi, tıbbi tanımıyla miyokard enfarktüsü denilmektedir. Kalp krizinin başlıca nedenleri tıp otoriteleri tarafından; damar sertliği, kalıtsal özellikler, uyuşturucu kullanımı, yetersiz oksijen ve kroner damar spazmı olarak sıralanmaktadır. Özellikle bu sebeplerden sonuncusu olan kroner damar spazmını tetikleyen unsurlar tam olarak bilinmemektedir. Bu nedenlerin ardında pek çok etken vardır. Bunlar fizyolojik olabileceği gibi psikolojik etkenler de olabilir. Kimi zaman her ikisi de mevcuttur. Tıbbi tetkikler ile kalp krizinin asıl nedeni belirlenebilse bile, bu nedeni ortaya çıkaran etkenler matematiksel bir kesinlikle belirlenemeyeceklerdir. Sürekli ilerleme kaydedilen tıp dünyasında bugünkü birikimle dahi insan anatomisinde meydana gelen değişikliklere kesin ve net açıklamalar getirilememektedir. Buradan elde ettiğimiz sonuçları, hukukun gereği olarak karşımıza çıkan neden-sonuç ilişkisi çerçevesinde yorumlarken geniş anlamda değil, dar anlamda değerlendirme yapmanın gerekçesi de olamaz. www.ozdogrular.com

V- SONUÇ

Mülga 506 sayılı Kanun ve 5510 sayılı Kanun ile belirlenen sınırlı koşullar bize, hangi olayı iş kazası olarak değerlendirmemiz gerektiğini göstermektedir.  Uygulama ve öğretinin uyumlaşması adına 5510 sayılı Kanun’un 13. maddesinde sıralanan hallerin birer örnek niteliğinde değil, sınırlayıcı nitelikte olduğu unutulmamalıdır. Mevzuatımızda bunların birlikte gerçekleşme koşulunun olduğuna dair bir düzenleme bulunmamaktadır. Herhangi birinin gerçekleşmiş olması gerekli ve yeterlidir. O halde uygun illiyet (nedensellik) bağı kurulurken sosyal güvenlik hukuku ilkeleri içerisinde kalınmalı ve kalp krizinin kaynağının işin yürütüm koşulları mı yoksa başka bir neden mi olduğu hususunda dar bir yoruma gidilmemelidir. www.ozdogrular.com

Kamu idareleri, yasa koyucunun yürürlüğe koyduğu hükümleri özüne dokunmadan lafzi ve amaçsal boyutta yorumlar, kanun ile çizilen çerçeveyi daraltamaz veya genişletemezler. Aksi takdirde yasa koyucunun yerine geçmiş sayılırlar ki; hukukun temel prensipleri buna müsaade etmemektedir. www.ozdogrular.com

Mevzuat sigortalıları, yasanın işyeri olarak tanımladığı yerlerde, iş saatleri içerisinde tam olarak korumaktadır. Emziren kadın sigortalının, iş mevzuatı gereğince çocuğuna süt vermek için ayrılan zamanlarda kazaya uğraması hali veya sigortalıların işverence sağlanan taşıtla işin yapıldığı yere gidiş gelişleri sırasında meydana gelen kazaların iş kazası kapsamına alınması bu bağlamda değerlendirilmektedir. Sigortalıların işe giderken geçirdikleri trafik kazasının yahut emziren kadın sigortalının geçirdiği kazanın, işin yürütüm şartlarıyla bir ilgisi olamayacağı açıktır. Bu örneklerde aranmayan nedensellik bağının, kalp krizi vakalarında doktor raporuyla kurulmak istenilmesi, sosyal güvenlik hukukuyla bağdaşmamaktadır. Nitekim çalışma hayatları boyunca Kurum’a prim ödeyerek kendilerini ve bakmakla yükümlü oldukları kişileri çeşitli risklerden korumuş olan sigortalıların, işyerinde ve iş saatleri içerisinde hayati bir tehlike ile karşı karşıya kaldığında bu riskin Kurumca üstlenilmemesi, kişilerin sosyal güvenlik sistemine olan inançlarını önemli ölçüde zedeleyebilecektir. www.ozdogrular.com

Ferhat Akdaş*

Zuhal Alemdar Polat**

Yaklaşım

 


(*)           Sosyal Güvenlik Denetmeni

(**)           Sosyal Güvenlik Denetmeni

([1])            Yrg. 21. HD.’nin, 26.04.2010 tarih ve E: 2009/6341, K: 2010/4758 sayılı kararı

([2])            Yrg. 21. HD.’nin, 03.11.2004 tarih ve E: 2004/8871, K: 2004/9254 sayılı kararı

([3])            Yrg. 21. HD.’nin, 04.03.2004 tarih ve E: 2003/11566, K: 2004/2007 sayılı kararı

([4])            Yrg. HGK’nın, 13.10.2004 tarih ve E: 2004/21-529, K: 2004/527 sayılı kararı

----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Yukarıda yer verilen açıklamalar, konuya ilişkin genel bilgiler içermektedir. Özdoğrular smmm ltd. şti./ www.ozdogrular.com, işbu dokümanın içeriğinden kaynaklanan veya içeriğine ilişkin olarak ortaya çıkan sonuçlardan dolayı herhangi bir sorumluluk iddiasında bulunulamaz.