BORÇLUNUN ÖLÜMÜ KENDİSİNE UYGULANMIŞ İDARİ PARA CEZASINI ORTADAN KALDIRIR MI?

Image

6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un(2) birinci maddesi “Kanun’un Şümulü” başlığını taşımaktadır. “Şümul”ü, “kapsam” olarak günümüz Türkçesine çevirmek mümkündür. Dolayısıyla anılan Kanun maddesi, söz konusu Kanun ile takip ve tahsil edilecek amme alacaklarını düzenlemektedir. Bu doğrultuda, Devlete, İl Özel İdarelerine ve Belediyelere ait aşağıda sayılan amme alacakları bu Kanun’un şümulü içerisinde işlem görecektir:

- Vergi, resim, harç, ceza tahkik ve takiplerine ait muhakeme masrafı, takip masrafı, vergi cezası, para cezası gibi asli amme alacakları,

- Gecikme faizi, gecikme zammı, tecil faizi ve haksız çıkma zammı gibi feri amme alacakları,

Diğer taraftan 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun(3) yürürlüğe girmesi ile birlikte tüm Kanunlarda yer alan idari para cezaları hakkında Kabahatler Kanunu’nun genel hükümleri uygulanmaktadır. 

Ancak, 6183 sayılı Kanun’da idari para cezalarının amme borçlusunun ölümü halinde terkin edilip edilmeyeceği hususunda herhangi bir düzenleme yer almamaktadır.

Dolayısıyla idari para cezalarının, borçlunun ölümü halinde düşüp düşmeyeceği konusunu 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası(4) ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’na(5) başvurarak ele almak gerekmektedir. Buna göre,

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 38. maddesinin altıncı fıkrasında “Ceza sorumluluğu şahsidir.” hükmü yer almaktadır. Anayasa’nın bu hükmü ile şahısların işledikleri idari veya adli suçlara istinaden gerek adli, gerekse idari merciler tarafından verilen cezaların yalnızca o kişiye yönelik olarak infaz edilmesi gerektiği hüküm altına alınmaktadır.

Diğer taraftan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun;

- “Ceza Sorumluluğunun Şahsiliği” başlıklı 20. maddesinin birinci fıkrasında, “Ceza sorumluluğu şahsîdir. Kimse başkasının fiilinden dolayı sorumlu tutulamaz.”

- “Sanığın veya Hükümlünün Ölümü” başlıklı 64. maddesinin ikinci fıkrasında ise, “Hükümlünün ölümü, hapis ve henüz infaz edilmemiş adlî para cezalarını ortadan kaldırır. Ancak, müsadereye ve yargılama giderlerine ilişkin olup ölümden önce kesinleşmiş bulunan hüküm, infaz olunur.”

hükümlerine yer verilmiştir.

Öte yandan, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 17. maddesinin dördüncü fıkrasında; “Genel Bütçeye gelir kaydedilmesi gereken idarî para cezalarına ilişkin kesinleşen kararlar, 21.07.1953 tarih ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre tahsil edilmek üzere Maliye Bakanlığı’nca belirlenecek tahsil dairelerine gönderilir. Sosyal Güvenlik Kurumları ve mahalli idareler tarafından verilen idarî para cezaları, ilgili kanunlarında aksine hüküm bulunmadığı takdirde, Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre kendileri tarafından tahsil olunur. Diğer kamu kurum ve kuruluşları tarafından verilen ve genel bütçeye gelir kaydedilmesi gerekmeyen idarî para cezaları, ilgili kanunlarında özel hüküm bulunmadığı takdirde genel hükümlere göre tahsil olunur.” denilmektedir. Dolayısıyla, mezkur Kanun maddesi gereğince, çeşitli Kanunlardaki hükümlere dayanılarak tatbik edilmesi öngörülen ve idarelerin düzenleme yapma ve ceza verme yetkileri gereğince verilen idari para cezalarının, özel kanunlarda belirlenen sürelerde ödenmemesi ve bu cezaların kesinleşmesi halinde, takip ve tahsil işlemlerinin 6183 sayılı Kanun çerçevesinde yerine getirileceği hüküm altına alınmıştır.

Ayrıca, Maliye Bakanlığı’nca yayınlanan 442 Seri No.lu Tahsilat Genel Tebliği’nde(6); “İdari para cezalarının düzenlendiği özel kanunlarda, cezaya muhatap olan kişilerin ölümü halinde idari para cezalarının mirası reddetmemiş mirasçılarından takip edilip edilmeyeceği yönünde ayrıca bir hüküm bulunmaması koşuluyla, Anayasa’nın 38. maddesinde yer verilen “Cezaların Şahsiliği” ilkesi gereğince, bu idari para cezalarının tahsilinden vazgeçilmesi icap etmektedir” denilmektedir.

Netice itibariyle, idari para cezalarının düzenlendiği özel Kanunlarda, cezaya muhatap olan kişilerin ölümü halinde idari para cezalarının mirası reddetmemiş mirasçılarından takip edilip edilmeyeceği yönünde ayrıca bir hüküm bulunmamaktadır. Bu nedenle, Anayasa’nın 38. maddesinde yer verilen “Cezaların Şahsiliği” ilkesi gereğince, bu idari para cezalarının tahsilinden vazgeçilmesi icap etmektedir.

Konunun diğer bir yönü de tüzel kişiler açısından nasıl değerlendirilmesi gerektiğidir. Bu doğrultuda;

“Tüzel kişilerin ceza hukuku bakımından suçun faili olup olamayacağı son dönemde ciddi tartışmalara neden olmuştur. Buradaki sorun, tüzel kişiliği temsil eden gerçek kişi yerine ya da onunla birlikte tüzel kişinin ceza hukuku bakımından sorumlu olup olamayacağıdır. Sorunun çözümü ceza siyasetini doğrudan ilgilendirdiği kadar hukuk sistemlerinin ceza hukuku bakımından benimsediği temel ilkelere de bağlıdır. Son zamanlarda gerçek kişi yanında tüzel kişilerin de tek başlarına veya kendilerini temsil eden organ kişilerin yanında ceza ehliyetine sahip olabilecekleri savunulmaya başlanılmıştır. Tarihsel süreçte bu sorun, ceza siyaseti ile hukuk düzeninin temel karakterine uygun olarak çözümlenmeye çalışılmıştır. Nitekim Roma hukukunda kişi topluluklarının suçlu olamayacağı kesin kabul görürken, germen hukukunda, gerçek kişiler dışında toplulukların da bazı durumlarda ceza sorumluluğunun kabul edildiğine dair hükümlere rastlanılmaktadır.”(7).

Dolayısıyla, tüzel kişilere yönelik olarak verilen idari para cezalarının tüzel kişiliğin mal varlığından tahsil edilememiş olması nedeniyle, 6183 sayılı Kanun hükümlerine göre takibe geçilen sorumlu tutulan ortaklar ve/veya kanuni temsilcilerin ölümü halinde, cezaya tüzel kişiliğin muhatap olması nedeniyle, mirası reddetmemiş mirasçılardan bu alacakların takip edilmesi mümkündür. Coşkun BİLGİN Yaklaşım / Haziran 2017 / Sayı: 294

Yukarıda yer verilen açıklamalar, konuya ilişkin genel bilgiler içermektedir. Özdoğrular smmm ltd. şti./ www.ozdogrular.com, işbu dokümanın içeriğinden kaynaklanan veya içeriğine ilişkin olarak ortaya çıkan sonuçlardan dolayı herhangi bir sorumluluk iddiasında bulunulamaz. Mevzuatın sık değiştirilen ve farklı anlayışlarla yorumlanabilen yapısı nedeniyle, herhangi bir konuda uygulama yapılmadan önce konunun uzmanlarından profesyonel yardım alınmasını tavsiye ederiz.

Hakkımızda

 ö z d o ğ r u l a r, Adana da 18.08.1988 tarihinde kurularak, Mali Müşavirlik faaliyetine başlamıştır. 

Sektöründe en iyi olma duygusu ile personeline "Kalite" bilincini yerleştirmeyi, Kalite Yönetim Sistemini sürekli iyileştirmeyi, müşterilerine en iyi hizmeti sunmayı, amaç edinerek, 2003 Yılında, alanında Türkiye' de ilk olarak ISO 9001: 2000 Belgesi almıştır.

 

Mali Takvim

02.10.2017
• SGK 4/a (SSK) ve İşsizlik Sigortası (Ağustos/2017), SGK 4/b (Bağ-Kur) (Ağustos/2017) Primlerinin Ödenmesi
02.10.2017
• Ağustos/2017 Ba, Bs Formlarının Verilmesi
16.10.2017
• Eylül / 2017 Dönemine Ait BSMV Beyanı ve Ödemesi
23.10.2017
• Eylül/2017 Aylık ve 3 Aylık (7-8-9.Ay) Muhtasar Beyanname verilmesi ve Damga Vergisi Beyannamesi
23.10.2017
• Eylül/2017 SGK 4/a (SSK) Aylık Bildirge ve İşsizlik Sigortası Bildirgesinin Verilmesi
24.10.2017
• Eylül/2017 Ait KDV Beyanı
 

Öne Çıkanlar

  • Özdoğrular 16.10.17 E-Bülten http://mailchi.mp/830d155ef41d/tsvk
  • Nakit Döngüsü Nasıl Hesaplanır Prof. Dr. Sait Y. Kaygusuz
  • Vergide Tahsil Zamanaşımını Kesen Ve Durduran Haller Nelerdir? 6183 sayılı AATUHK’nun 102.maddesinde tahsil zamanaşımı düzenlenmiştir. Madde hükmüne göre,…

Popüler Kelimeler

Top