Mehmet Özdoğru

Mehmet Özdoğru

Email: This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.

Özel esaslar Maliye Bakanlığı'nın 2010/2 sıra numaralı Katma Değer Vergisi İç Genelgesi kapsamında oluşturduğu bize göre bir sabıka kayıt sistemidir. Yasal dayanağı bulunmamakta olup sadece bakanlığın iç düzenlemeleri ile şekil bulmaktadır.. Özel esaslara alınmak yapılacak vergi incelesi sonucunda olabileceği gibi, Risk Kontrol Merkezi tarafından yapılan değerlendirme sonucunda da özel esaslara alınmış olunabilmektedir. Her iki halde de özel esaslara alınmak mükellef için ciddi bir itibar kaybı anlamına gelmekte olup ticaretini olumsuz yönde etkilemektedir. Zaten hedeflenen ve beklenen de budur!

Bu durumdan olumsuz olarak etkilenen ve bu sabıka kaydının haksız olarak verildiğine inanan mükellefler mahkemeye müracaat ederek, yapılan yanlışlığın mahkeme kararı ile ispat edilerek düzeltilmesini istemektedirler. Mahkeme Maliye Bakanlığı tarafından yapılan özel esaslara alınma işleminin yersiz ve yanlış olarak yapıldığını tespit edip ikna olursa mükellef lehine karar vermekte ve mükellefi onaylamaktadır. Bunun üzerine mükellef almış olduğu yargı kararı ile Maliye Bakanlığı'na müracaat ederek sabıka kaydından kurtulmak daha doğrusu mahkeme kararını uygulanmasını istemektedir. Bu ise hukuk devleti içinde mükellefin en doğal hakkı olarak görülüp değerlendirilmektedir.

Maliye Bakanlığı ise kesinleşmiş mahkeme kararına rağmen mükellefe tamam biz seni özel esaslardan çıkardık genel esaslara aldık, ama bir şartla seninle ilgili işlemlerde "İade taleplerinde KDV Genel Uygulama Tebliği'nin özel esaslar bölümündeki usul ve esasları geçerlidir” şerhini koyarak devam edeceğiz, demekte ve aslında özel esaslardan çıkarmış gibi yapıp çıkarmamaktadır. Yani sabıka kaydından çıkardık derken aslında çıkarılmamakta ve mükellefe de bu bu şekilde ifade edilmektedir.

Bu kanunsuz ve haksız uygulamadan rahatsız olan mükellefler ise Maliye Bakanlığı aleyhine kesinleşmiş mahkeme kararını uygulamadıkları için maddi ve manevi tazminat davası açabilmektedirler.

Kesinleşmiş yargı kararlarının tartışılmaksızın uygulanması hukuk devleti olmanın ve anayasal hükümlerin bir ortak sonucu olarak değerlendirilmektedir. Çünkü ; Anayasa'nın 2. maddesinde yer alan "hukuk devleti" ilkesinin doğal sonucu olarak idarenin mahkeme kararlarını aynen ve gecikmeksizin uygulamaktan başka bir seçeneği bulunmamaktadır.Bu genel düzenlemeye paralel olarakta, İdari Yargılana Usulü Kanunu'nda Danıştay, Bölge İdare Mahkemeleri, İdare ve Vergi Mahkemeleri kararlarına göre işlem tesis edilmeyen veya eylemde bulunulmayan hallerde idare aleyhine Danıştay veya ilgili idari mahkemede maddi ve manevi tazminat davası açılabileceği hükme bağlanmıştır.

Özel esaslar konusunda kesinleşmiş yargı kararlarını uygulamayan Maliye Bakanlığı'na karşı isteyen mükellefler yukarıdaki açıklanan bu hakkını kullanarak maddi ve manevi tazminat davası açabilmektedirler. Açılan bu davalarda da Danıştayın, Maliye Bakanlığını tazminat ödemeye hüküm ettiği görülmektedir. (Konuya ilişkin Danıştay'ın emsal kararları bulunmaktadır.)

Bize göre ekonominin sıkıntıya girdiği dönemlerde devletin bir görevinin de daralan ekonominin önünü açmak ve ticaretin devamlılığını sağlamak olmalıdır. Mutlak suretle yanlış veya usulsüz işlem yapanların cezalandırılmaları gerekmektedir ve zaten de cezalandırılırlar. Ancak kesinleşmiş yargı kararlarını uygulamayarak; hem hukuk devleti ilkelerine uygun davranmamak, hem zaten daralan ticareti sınırlandırmamak, hem bürokratik iş ve işlemleri gereksiz yere artırmamak, hem mükellef ile idareyi karşı karşıya getirmemek, hem de tazminat davalarına muhatap olmamak adına Maliye Bakanlığı'nın bu konuya kalıcı bir çözüm getirmesi gerektiğini düşünmekteyiz. Yılmaz Sezer

https://www.dunya.com/kose-yazisi/ozel-esaslarda-yargi-kararina-uymayan-maliye-alehine-maddi-manevi-tazminatin-yolu-acildi/386526

Salı, 17 Ekim 2017 09:45

İşsizlik Maaşının Bağlanması

3.5 yıldır bir mağazada çalışıyorum. İstifa edip işten ayrılmayı düşünüyorum. İşsizlik maaşı alabilmek için ne yapabilirim? 5...986725 Nolu SMS

İş Kanunu'na göre, kanunda belirtilen haklı sebeplerden biri ile iş sözleşmesini fesh eden işçi veya işyerinden haksız olarak işverenlikçe çıkartılan işçi tazminata hak kazanır. Bunun dışında işten ayrılan işçiye tazminat ödenmez. İşsizlik sigortasından yararlanabilmek için kendi istek ve kusurunuz olmadan işverenlikçe haksız olarak işten çıkartılmış olmanız gerekir.

17.01.1971 doğumlu bayanım, işe giriş tarihim 20.05.1986, toplam 2130 prim günüm bulunuyor. SSK giriş tarihimden sonra bir çocuğum oldu. Acaba ben ne zaman ve nasıl emekli olabilirim? 5...911000 Nolu SMS

SSK girişinden sonraki doğum için borçlanma yapabilirsiniz. Bir çocuk için 2 yıl, yani 720 gün kazanabilirsiniz. Ancak 3600 gün ile emekli olabilmeniz için prim günü tamamlayıp 58 yaşınızın dolacağı 17.01.2029 tarihini beklemeniz gerekmektedir. Normal emeklilik için ise; 5075 prim günü tamamlayıp prim günün tamamlandığı tarihte emeklilik talebi verebilirsiniz. Bunun için doğum borçlanması yapıp 720 gün kazanabilir ve eksik olan 2225 günü (6 yıl eder) prim ödeyerek tamamlayıp 6 yıl sonra emekli olabilirsiniz. Eğer 5075 günü tamamlamaya giderseniz çalışmadan isteğe bağlı ödemeniz halinde sakın aralıksız 3.5 yıl ya da başka bir tabirle 1260 gün ödemeyin. Çünkü 1260 günü isteğe bağlıdan tamamlarsanız Bağ-Kur emeklilik şartlarına tabi olursunuz ki o zaman bu saydığım şartlardan emekli olmanız hayal olur. Bu nedenle önce 3 yıl sigortalı bir işte çalışmaya gayret edin ve kalan 3 yılı çalışmazsanız isteğe bağlı ödeyerek tamamlamanızda sakınca yok.

NE ZAMAN EMEKLİ OLURUM?

02.10.1977 doğumluyum. 20.10.1996 sigorta başlangıç tarihim, toplam 3726 gün primim bulunuyor. 1997 yılında askere gittim. Acaba ben ne zaman emekli olabilirim? 5..322573 Nolu SMS

İşe başlangıcınıza göre 25 yıl, 56 yaş ve 5825 prim gün şartlarına tabisiniz. 2099 gün daha prim ödeyerek 56 yaşınızın dolacağı 02.10.2033 tarihinde emekli olabilirsiniz. İşe giriş tarihiniz askerden önce olduğundan, askerlik borçlanması yapmanız emeklilik yaşınızı etkilemez. Ali Şerbetçi

27 Eylül’de Meclis'e sunulmuş ve halen Plan ve Bütçe Komisyonu'nda görüşülmekte olan Torba Kanun Tasarısı'nın 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’da yapması öngörülen değişiklikleri de bu yazımızda irdelemeye çalışacağız.

Yapılması öngörülen değişikliklerin en önemli olanları sürelerle ilgili değişikliklerdir.

İhtiyati hacze ilişkin dava açma süresi 7 günden 15 güne çıkartılmaktadır. Buna bağlı olarak (6183 sayılı Kanun'un 20. maddesinin 15. maddesine atfı dolayısıyla) ihtiyati tahakkuka karşı tahakkuk sebep ve miktarına karşı dava açma süresi de 15 güne çıkmaktadır. Ancak burada ihtiyati tahakkuka karşı dava açılabilmesinin bu kararın icra edilmiş olması koşulunu da unutmamak gerekir.

Ödeme emirlerine karşı açılacak davalarda da süre 7 günden 15 güne çıkartılmaktadır. Buna bağlı olarak da kendilerine ödeme emri gönderilenlerin ödeme veya -dava açmadıkları takdirde- mal beyanında bulunma süresi de 15 güne uzamaktadır. Dava açanların ise davanın reddi halinde mal beyanında bulunma süresi de red kararının tebliğinden itibaren 15 güne çıkmaktadır.

Kamu alacaklarının teminatla güvencelendirilmiş olduğu hallerde kamu alacağı vadesinde ödenmediği takdirde, “borcun ödenmesi yoksa teminatın paraya çevrileceğine ilişkin ihtar yazısını” müteakip borçluya tanınacak ödeme süresi de 15 gün olarak belirlenmektedir.

Yine aynı şekilde borcunu vadesinde ödemeyenlere ait malları ellerinde bulunduran üçüncü şahısların bu malları idareye bildirme süresi de 7 günden 15 güne çıkmaktadır.

Bütün bunlar olumludur. Hele ülkemizde artık 9 veya 10’ar günlük bayram tatillerinin iyice sıklaştığı da dikkate alınırsa, 7 günlük sürelerin yetersizliği daha iyi anlaşılacaktır. Örneğin 2018 yılında da kurban bayramının dokuz gün olacağı şimdiden kesindir. Çünkü arefe günü, 20 Ağustos pazartesidir ve sonraki dört gün bayramdır. Bu gibi tatiller, davaya hazırlanma süresini yetersizleştirerek kişilerin yargıya başvuru haklarını olumsuz etkilemektedir.

Öte yandan sürelerin standartlaştırılması, çeşitli yazılarımızda da belirttiğimiz gibi hak kayıplarının önlenmesi açısından önemlidir. Ancak Torba Kanun Tasarısı standartlaştırma konusunda tam başarılı sayılamaz. Keşke kanun bu yönden taranarak standartlaştırılma sağlansaydı. Örneğin borçlu elinde haczedilen mallara karşı üçüncü şahsın istihkak iddiasının düzenlendiği 66. maddedeki süreler veya üçüncü şahsa borçlunun hak ve alacaklarının tespiti ve haczi amacıyla gönderilen ihbarnamelere karşı başvuru yollarını düzenleyen 79. maddedeki süreler de uzun bayram tatillerinden olumsuz etkilenen sürelerdir. Ancak buralardaki ve diğer süreler, maalesef uzatılmamıştır.

Bu nedenle öğrenciler, muhasebeciler, müşavirler ve avukatlar, yine bir sürü süreyi bilmek, izlemek ve hafızlarının bir bölümünü bu hususa ayırmak zorundadır. Serbest meslek erbabı boşuna “beyin amortismanı” diye tutturmuyor. Vergi mevzuatımızın bu karmaşıklığı karşısında, bence serbest meslek erbabına beyin amortismanını hızlandırılmış amortisman olarak tanımak gerekmektedir.

Bu arada anlamsız ve uygulanma olanağı hukuken ve fiilen olmayan hükümler de keşke bu tasarı ile kaldırılsa idi. Örneğin, ödeme emirleri aleyhine açılan davaların mahkemelerce 7 gün içinde sonuçlandırılacağını hükme bağlayan 58/3. madde gibi. Bumin Doğrusöz

https://www.dunya.com/kose-yazisi/kamu-alacaklarinin-tahsil-kanununun-sureleri-ve-torba-tasari/386520

EK/5 Madde hükümlerine tabi sigortalıların iş kazası ve meslek hastalığı sigorta kollarından sağlanan yardımlardan yararlanabilmeleri için iş kazasının olduğu tarihten en az 10 gün önce tescil edilmiş olmaları ve sigortalılıklarının sona ermemiş olması, 5510 sayılı kanununa göre iş kazası veya meslek hastalığından dolayı geçici iş göremezlik ödeneği ödenmesi veya sürekli iş göremezlik geliri ya da malullük, yaşlılık ve ölüm sigortalarından aylık bağlanabilmesi için prim ve prime ilişkin her türlü borçlarının ödenmiş olması şartı aranır.

İş kazası ve meslek hastalığı halinde durum, kendilerince(EK/5 sigortalısı) veya işverenlerince(EK/5 yevmiyesini veren kişi) kolluk kuvvetlerine derhal, SGK’una da en geç 3 iş günü içinde bildirilir.

Kanun maddesi yukarıda yazıldığı şekliyle;

  • İş kazasının olduğu tarihten en az on gün önce tescil edilmiş olmaları,
  • Prim ve prime ilişkin her türlü borçlarının ödenmiş olması,
  • İş kazası ve meslek hastalığı halinde durum, kendilerince veya işverenlerince kolluk kuvvetlerine derhal,
  • Kuruma (SGK)  da en geç üç iş günü içinde bildirilir.

GENELGE UYGULAMAYA YÖNELİK KAFA KARIŞIKLIĞINI ÖNLER Mİ?

Ek /5. maddesinde belirtilen tarım veya orman işlerinde hizmet akdiyle süreksiz olarak çalışan sigortalıların, iş yerlerinde bulundukları sırada meydana gelen olaylar iş kazası sayılacaktır.

Sigortalının işyerinde bulunduğu sırada meydana gelen olayların yapılan işle ilgili olup olmadığına bakılmaksızın iş kazası sayılması gerekmektedir.

5510/ 11. maddesindeki “sigortalının işini yaptığı yer” ifadesinden, sigortalının fiilen çalıştığı, yani esas işini gördüğü yerin anlaşılması gerekmektedir.

Ek/5 Kapsamında tarla işçisi kadın için emzirme izninden bahsetmemiz olabilir mi?

Tabi ki bu hak 4857 sayılı İş Kanununa tabi kadın sigortalılar için uygulanır. Oysa EK/5 statüsü çalışan hakkında 4857 sayılı İş Kanunundan söz edilemez.Dolayısıyla emzirme için izinden bahsedilemez.Sadece işveren insani yönden bu izni vermiş ise ,bu süreçte kaza meydana gelmişse olaya İş Kazası kavramıyla da yaklaşmak gerekir.

Örnek:

Tarla da çalışan işçi Ayşe(EK/5),öğlen dinlenme saatinde işverenden izin alarak köydeki çocuğuna emzirmeye giderken trafik kazası geçirmesi (Ölümlü/yaralanmalı).

Burada karşımıza çalışma alanından emzirme için köye giderken süre ve izin tayininde izlenen prosedür karşımıza çıkacaktır.

SGK soruşturmasında taraflarında ifadesiyle olay çözülecek,son noktayı SGK, uyuşmazlık olması halinde mahkemeler karar verecektir.

Mevsimlik tarım işçisi olarak çalışan EK/5 işçisinin tarla sahibi tarafından kiralanan minibüs yada traktör arkasında römark ile getirilip götürülme esnasında kaza olması, iş kazası içinde dikkate alınmalıdır.

O halde genelge de yer alan örneklere baktığımızda dar kapsam da EK/5 bahsedilmiş,konuyla ilgili uygulamaya yönelik EK/5 örneklerine dahi ulaşamıyoruz.

EK/5 tabi olanlar için 5510 sayılı Kanunun Kısa Vadeli Sigorta uygulamalarından İş Kazası bölümünde yazılı esaslardan yola çıkarak, yorumlama yapabiliyoruz.

İŞ KAZASI BİLDİRİMİ KENDİSİ Mİ? İŞVEREN Mİ? YAPMALIDIR!

İş kazasının bildirimi ve bildirim süresi Ek 5. maddesinin beşinci fıkrasında ve Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliğinin 35. maddesinde düzenlenmiştir.

Buna göre;

Kanunun Ek 5. maddede belirtilen tarım veya orman işlerinde hizmet akdiyle süreksiz olarak çalışan sigortalıların ise kendilerince veya işverenlerince kolluk kuvvetlerine derhal, Kuruma da kazadan sonraki, 3 iş günü içinde bildirilmesi gerekmektedir.

Ek/5 Kapsamında çalışan sigortalının İş Kazası geçirmesi halinde kazayı kendilerince bildirilmesi isteniyor;

a) Tarla işçisi yada Ormanda çalışan işçi kazaya uğramış ise ,derhal kolluğa bildirecektir.O durum da bu iş nasıl yapar(İş Kazası bildirimi) tabi ki buna cevap veremeyiz.Hastaneye götürülmüş ise hastane Polisine ifade vermeli yada Hastane Güvenliğiyle, birlikte kolluk bilgilendirilmelidir.

b) Tarla sahibi ise, EK/5 sigortalısının bildirim yapıp yapmayacağını bilmediğinden bu konuda yeteri donanımı yoksa bildirimi kolluğa yapmayabilir.

c) EK/5 statüsünde olan kişi kaza da yaralanmışsa Genelge ekinde belirtilen formu doldurması ve 3 işgün süreyi geçirmemesi gerekir mi? İşte asıl belirsizlik burada yaşanıyor. İşçi bu bildirimi yapmazsa geçici yada sürekli iş göremezlik gelirinden mağdur olacaktır.Tarla sahibi de bu bildirim yapmakla yükümlü tutulursa sigortalı olmayan EK/5 işçisini sahiplenmiş olacaktır.Kusur varsa rucü olacaktır.

d.) 6331 sayılı Kanunda 2.Maddesinde muaf olunan bölümünde EK/5 işçisini çalıştıran Tarla sahibinin bildirim muafiyetine rastlanmıyor. İdari Para Cezası kime uygulanacaktır?

6331 sayılı Kanunun 2. maddesinde belirtilen istisnalar hariç iş kazası ve meslek hastalıkları bildirimleri yapılacaktır. Bildirimlerin süresi içerisinde yapılmaması halinde idari para cezası uygulanacaktır.

Konuyla ilgili olarak EK/5 çalıştıran işverenler içinde genel anlamda genelge de uygulamaya yönelik örnek ve bilgilere yer verilmemiştir.

SGK İl ve Merkez Müdürlükleri ,Hukuk servisleri EK/5 ile ilgili uygulamada yaşanan bu konudaki tereddütleri giderecek ünitelere iç yazı yada iç emir yazılarak çözüm yoluna gidilir. Vedat İlki

https://alitezel.com.tr/index.php?sid=yazi&id=8924

15.06.2012 tarihli R.G.’de yayınlanarak yürürlüğe giren 6322 sayılı Yasa ile KVK’nın 10.maddesine eklenen (ğ) bendi ile, 15.06.2012 tarihinden itibaren uygulanmak üzere;

Türkiye’de yerleşmiş olmayan kişilerle, iş yeri, kanuni ve iş merkezi yurt dışında bulunanlara Türkiye’de verilen ve münhasıran yurtdışında yararlanılan mimarlık, mühendislik, tasarım, yazılım, tıbbi raporlama, muhasebe kaydı tutma, çağrı merkezi ve veri saklama hizmeti alanlarında faaliyette bulunan hizmet işletmeleri ile - ilgili bakanlığın izni ve denetimine tabi olarak eğitim ve sağlık alanında faaliyet gösteren ve Türkiye’de yerleşmiş olmayan kişilere hizmet veren işletmelerin münhasıran bu faaliyetlerinden elde ettikleri kazancın %50’sinin beyan edilen kurum kazancından indirilebileceği hüküm altına alınmıştır. Keza, Gelir Vergisi Kanununun 89. maddesinin (1) no’lu fıkrasına (13) no’lu bent olarak eklenen aynı hükümle, gelir vergisi mükellefi olanlar için de bu indirim imkanı tanınmıştır. Bakanlar Kurulu %50’lik oranı, hizmet alanları itibarıyla sıfıra kadar indirmeye veya %100’e kadar artırmaya yetkilidir. Ancak Bakanlar Kurulu henüz farklı bir oran belirlemesi yapmamıştır. Öte yandan, bu bent hükmünün uygulanmasına ve denetimine ilişkin usul ve esasları belirlemeye ilgili bakanlıkların görüşünü almak suretiyle Maliye Bakanlığı yetkilidir. Maliye Bakanlığı bu yetkisine dayanarak konuyla ilgili esas ve usulleri yeni çıkacak olan (7) seri no’lu Kurumlar Vergisi Tebliğinde açıklamış ve ilgililerin görüşlerine sunmuştur. (İlgili Genel Tebliği 31.12.2012 gün ve 28514 sayılı Resmi Gazetede yayınlanmıştır.) Anılan tebliğde yer alan usul ve esaslara göre uygulama şöyle olacaktır.

1- İndirimden yararlanma koşulları nelerdir?

a- İlgili kurumun ana sözleşmesinde yazılı asıl faaliyet konusu ile sunulan hizmetin aynı olması zorunludur.

b- Hizmetin, Türkiye’den münhasıran yurtdışı mukimi kişi veya kurum için yapılmış olması gerekir.

c- Faturanın (veya serbest meslek makbuzunun) yurtdışı mukimi kişi ve/veya kurum adına düzenlenmesi zorunludur.

d- Kazançların muhasebe kayıtlarında ayrıca gösterilmesi zorunludur.

e- 6322 sayılı GVK’nun 89.maddesinin birinci fıkrasına eklenen (13) no’lu bent hükmünde de aynı uygulama Gelir vergisi mükellefleri için getirilmiş bulunmaktadır.

f- İndirim kapsamındaki hizmetler:

- Mimarlık,

- Mühendislik,

- Tasarım,

- Yazılım,

- Tıbbi raporlama,

- Muhasebe kaydı tutma,

- Çağrı merkezi,

- Veri koruma hizmetleri,

- İlgili bakanlığın izni ve denetimine tabi olarak sunulan eğitim ve sağlık hizmetleri

Sonuç ve Özet:

Gerekçesinde açıklandığı üzere; “hizmet ihracı” yoluyla ülke ekonomisinin uluslararası rekabetçiliğinin artırılması, yeni ihracat alanlarının oluşturulması, istihdam imkanlarının yaratılması ve nitelikli işgücünün Türkiye’de istihdamının artırılarak sürdürülmesinin desteklenmesi amacıyla, yüksek katma değer yaratma potansiyeli olan hizmetler için yeni bir teşvik unsuru ihdas edilmiştir. Yurt dışında yerleşiklere yüksek katma değerli hizmet veren gerçek veya tüzel işletmelere vergisel açıdan teşvikler getirilmiştir. Nazlı Gaye Alpaslan Güven

http://www.hurses.com.tr/Haber-Turkiyeden_yurtdisi_mukim_kisi_ve_kurumlara_yapilan_hizmetler-14658.htm

Yurt dışındaki firmanın Türkiye’deki firmalara ürününü satması için piyasa araştırması, müşteri bulma gibi verilen hizmetler karşılığında Yurt dışındaki firma tarafından Türkiye’deki firmaya ödenen komisyonların KDV karşısındaki durumu nedir?

3065 sayılı KDV Kanunumuzun;

1/1 inci maddesinde, Türkiye de ticari, sınaî, zirai faaliyet ve serbest meslek faaliyeti çerçevesinde yapılan teslim ve hizmetlerin vergiye tabi olduğu,

4/1 inci maddesinde, hizmetin teslim ve teslim sayılan haller ile mal ithalatı dışında kalan işlemler olduğu, bu işlemlerin bir şeyi yapmak, işlemek, meydana getirmek, imal etmek, onarmak, temizlemek, muhafaza etmek, hazırlamak, değerlendirmek, kiralamak, bir şeyi yapmamayı taahhüt etmek gibi şekillerde gerçekleşebileceği,

6/b maddesinde, hizmet ifalarında işlemin Türkiye‘de yapılmasının, hizmetin Türkiye‘de yapılmasını veya hizmetten Türkiye’de faydalanılmasını ifade ettiği,

11/1-a maddesinde, ihracat teslimleri ve bu teslimlere ilişkin hizmetler ile yurt dışındaki müşteriler için yapılan hizmetlerin KDV den istisna olduğu,

12/2 inci maddesinde, bir hizmetin yurt dışındaki müşteriler için yapılan hizmet sayılabilmesi için, hizmetin yurt dışındaki bir müşteri için yapılmış olması ve hizmetten yurt dışında faydalanılması gerektiği, hüküm altına alınmıştır.

Aynı konu ile ilgili yayınlanan 26-30-113 No.lu tebliğlerde ayrıntılı örneklerle açıklanmıştır.

26 Seri No.lu Katma Değer Vergisi Genel Tebliğinin:

K – Hizmet İhracatı bölümünde konu şu şekilde açıklanarak örneklenmiştir:

Bilindiği üzere, daha önce yayımlanan 17 Seri No.lu Katma Değer Vergisi Genel Tebliğinin (A) bölümünde, hizmet ihracatı istisnasının esasları açıklanmış ve bu arada mümessillik, müşavirlik, mühendislik, gözetmenlik gibi hizmetlerin hizmet ihracına konu olabileceği belirtilmişti.
Ancak, Bakanlığımıza yansıyan olaylardan, söz konusu hizmet ihracatında istisna uygulaması ile ilgili olarak bazı tereddütlerin doğduğu anlaşılmıştır. Bu nedenle 1 Ocak 1988 tarihinden geçerli olmak üzere uygulamaya aşağıdaki şekilde yön verilmiştir. Hizmet ihracatında katma değer vergisi istisnası uygulanabilmesi için aşağıdaki dört şartın birlikte gerçekleşmiş olması zorunludur denilerek sağlanan faydaların hizmet ihracatı olabilmesi 4 şarta bağlanmıştır.

Bunlar:

1. Hizmet Türkiye’de yurt dışındaki bir müşteri için yapılmış olmalıdır:

Yurt dışındaki müşteriden kasıt, hizmet sunulan kişinin ikametgâhı, iş yeri, kanuni ve iş merkezinin yurt dışında bulunması veya yurt içinde bulunan bir firmanın, yurt dışında kendi adına müstakil olarak faaliyet gösteren şube, acente, temsilci ve bürosunun olması gerekmektedir.

2. Fatura veya benzeri nitelikteki belge yurt dışındaki müşteri adına düzenlenmelidir:

Yapılan hizmet ile ilgili olarak düzenlenecek fatura veya benzeri belgenin, yukarıda özellikleri açıklanan yurt dışındaki bir müşteri adına olması zorunludur.

3. Hizmet bedeli, döviz olarak Türkiye’ye getirilmelidir:

Yurt dışındaki müşteri için yapılan hizmete ait bedelin, Türkiye’ye döviz olarak getirilmesi zorunludur. İstisnadan yararlanacak olanın döviz alım bordrosu veya dövizin Türkiye’ye getirildiğini tevsik eden, kambiyo mevzuatına göre geçerli diğer bir belge ile bunu tevsik etmesi gerekmektedir.

4. Hizmetten yurt dışında yararlanılmalıdır:

İstisnanın uygulanabilmesi için, hizmetten, yurt dışında yararlanılmış olması gerekir. Diğer bir anlatımla, yurt dışındaki müşteri için verilen hizmetin bu müşterilerin, Türkiye’deki faaliyetleri ile ilgisinin olmaması gerekmektedir.

Örnek 5:

Türkiye’de yerleşik olan ve aracılık (tavassut) faaliyetinde bulunan (A) Şirketi, Japonya’da yerleşik bir firmanın mallarına Türkiye’de müşteri bulmaktadır.

Bu şirket aracılık (tavassut) faaliyetine ilişkin olarak, faturayı yabancı firma adına düzenlemiş ve hizmet bedelinin Türkiye’ye döviz olarak gönderildiğini döviz alım bordrosu ile tevsik etmiştir. Ancak, adı geçen şirketin yaptığı hizmetten Türkiye’de yararlanıldığından, bu hizmetin ihracat istisnası kapsamında değerlendirilmesi mümkün değildir.

Tebliğde yer alan örnekler incelendiğinde, genellikle yurt dışına ihraç edilen mallarla ilgili olarak yurt dışındaki alıcılar için yapılan hizmetlerin istisna kapsamında mütalaa edildiği, Türkiye’ye ithal edilen mallara ilişkin olarak yurt dışındaki satıcılara yapılan hizmetlerin ise vergiye tabi tutulduğu görülmektedir.

Konu ile ilgili Gelir idaresinin B.07.0.GEL.0.54-5411 sayılı özelgesin de

Hizmetten yurt dışında yararlanılması, diğer bir ifadeyle, verilen hizmetin yurt dışındaki müşterinin Türkiye’deki faaliyetleriyle bir ilgisinin bulunmaması olarak açıklanmıştır.

Bu açıklamalar çerçevesinde ithalat ve ihracat komisyonlarının KDV uygulamaları karşısındaki durumu aşağıdaki şekilde belirlenecektir:

1) Türkiye’deki firmaların yurt dışına ihraç edecekleri mallar için yabancı firmalardan alınan aracılık hizmetleri yazınızda da belirtildiği üzere, ihraç konusu mal yurt dışında tüketileceğinden 30 Seri No.lu KDV Genel Tebliği uyarınca hizmet ihracı kapsamında değerlendirilecektir.

2) Yurt dışındaki firmaların Türkiye’ye ihraç edecekleri (Türkiye’ye ithal edilecek) mallar için Türkiye’deki firmaların yurt dışındaki müşterilere verecekleri aracılık hizmetlerinden, yabancı firma Türkiye’de tüketilecek mallar dolayısıyla Türkiye’de faydalanacağından hizmet ihracı kapsamında değerlendirilmeyecektir demektedir.

Yine Gelir İdaresinin B.07.1.GİB.4.06.17.01-KDV-4:2010-14011-12-717 sayılı özelgesin de verdiğiniz hizmetlerden  yurt dışında yerleşik firmaların Türkiye’de gerçekleşecek  teslim ve hizmetleri için faydalanılması verdiğiniz temsilcilik ve danışmanlık hizmetlerinin hizmet ihracı kapsamında değerlendirilmesi ve yüklendiğiniz katma değer vergilerinin  iadesi mümkün bulunmayacağı belirtilerek bu gelirler için alınan faturalardan dolayı da KDV iadesi de talep edilemeyeceği beyan edilmiştir.

Danıştay Vergi Dava Daireleri Genel Kurulu 26 nolu tebliğin konuyla ilgili (K) bölümü ile 30 sayılı tebliğin (A) bölümlerinde yer alan ve hizmet ihracı istisnasından yararlanma koşullarını belirleyen düzenlemelerin 3065 sayılı Kanunun 11 ve 12. maddelerine aykırı olmadığı yolunda kararlar vermiştir. Danıştayın, Vergi Dava Daireleri Genel Kurulunun ve Vergi idaresinin konuya ilişkin tutum ve kararları dikkate alındığında mükelleflerin konuya ilişkin işlemlerde yukarıdaki esaslar çerçevesinde hareket etmelerinde fayda bulunmaktadır. Nevzat Erdağ

http://www.nevzaterdag.com/hizmet-ihracati-hangi-halde-kdv-ye-tabi/

Meclis’te kabul edilen İş Mahkemeleri Kanunu’yla birlikte çalışma hayatında köklü bir değişim yaşanacak. Artık dava açmadan önce arabulucuya gitmek şart. Peki yeni sistemin işçi ve işverene avantajları neler?

Geçtiğimiz hafta Meclis’te kabul edilen İş Mahkemeleri Kanunu’yla beraber çalışma hayatında önemli değişiklikler oldu. İşçi ve işveren sorunlarının çözümüne yönelik ‘arabuluculuk’ kavramı hayatımıza resmen girdi. Bugünkü yazımda işçiler açısından nelerin değiştiğini, bugünden sonra işverenlerin neler yapması gerektiğini belirteceğim...

DEĞİŞİKLİKTEN ÖNCE NASILDI?

Eski sistemde kıdem, ihbar, kötü niyet tazminatında zamanaşımı 10 yıldı. İşçiler işverenlere doğrudan alacak ya da işe iade davası açabiliyordu. İşverenler işçilerine doğrudan cezai şart, eğitim gideri avansın iadesi konularında dava açabiliyordu. İşe iade davasında işe başlatmama tazminatı ve boşta geçen süre ücreti aylık ücret üzerinden belirleniyordu. İş sözleşmesi sonlanan işçi, işvereni bireysel alacağı nedeniyle şikayet ederek işyerinde teftiş yapılmasını sağlayabiliyordu.

ŞİMDİ NELER DEĞİŞTİ?

Şimdi Meclis’te kabul edilen İş Mahkemeleri Kanunu’yla beraber kıdem, ihbar, kötü niyet gibi tazminatlarda zamanaşımı 5 yıla indi. İşçiler, işverenlere doğrudan alacak ya da işe iade davası açamayacak. Bu alacaklar için önce arabulucuya başvurmak zorundalar. İşverenler de bu konularda dava açmadan önce arabulucuya başvurmak zorundalar. İşe iade davasında boşta geçen süre ücreti ve işe başlatmama tazminatı rakamsal olarak belirlenecek. İşe başlatma tarihi net bir şekilde mahkeme kararında ifade edilecek. İş sözleşmesi sonlanmış işçi işvereni bireysel alacağı için şikayet edemeyecek ve bu şikayet nedeniyle teftiş yapılamayacak.

Elinizi çabuk tutun

İşçiler eskiden 10 yıl öncesi için kıdem tazminatı davası açabiliyorlardı, şimdi açamayacaklar. Bu nedenle dava sayısında azalma yaşanması bekleniyor. Diğer yandan bugün bu tip davalar uzun sürdüğü için işçiler arabuluculuk sürecinde alacaklarının bir miktar altındaki parada bile işverenle anlaşabilecek.

Yeni davaya gerek yok

İşçiler işe iade davasını kazansalar bile hem boşta geçen süre ücretinin hem de işe başlatılmamaları halinde ellerine geçecek tazminatın ne kadar olması gerektiğini bilemiyordu. İşverenin daha düşük bir miktar ödemesi halinde yeniden dava açmak zorunda kalıyorlardı. Düzenlemeyle davaya gerek kalmadı ve rakamı da net bir şekilde bilebilme imkanı da doğdu.

İşverenin geçmiş endişesi azaldı

İşverenler geçmişin endişesini uzun süre hissetmeyecek, 5 yıllık geriye dönük alacaklardan sorumlu olacak. İşveren arabuluculuk sürecinde işçiyi ikna edebilecek ve yalnızca işçiye ödenen rakam ve arabuluculuk ücretini ödemek durumunda kalacak. Dava masrafları, vekalet ücreti gibi giderlerle karşılaşmayacak. Ayrıca işçisiyle anlaşabilirse haksız olduğu bir durumda dava açılmış olsaydı uğrayabileceği çok daha büyük bir zarara uğramamış olacak. Bunun yanında işverenler artık uzlaşmayla iş sözleşmesi feshine ve ikaleye daha çok başvurabilecektir.

Çalışanı mağdur etmeyecek

İşverenler işe iade sonrası yanlış bir hesap yapmaları halinde tekrar dava masraflarıyla karşılaşıyorlardı. Yeni düzenlemeyle bu husus dava sonucunda netleşeceği için mahkemede hesap konusunda kesin karar verilecek ve işverenler de kendi hataları nedeniyle hem işçiyi mağdur etmeyecek, hem de ilave dava masrafıyla karşılaşmayacak. İşverenlerin eski işçileri nedeniyle uykuları kaçmayacak. Bu işçilerin alacakları nedeniyle teftiş söz konusu olmayacak. Okan Güray Bülbül

http://www.aksam.com.tr/yazarlar/okan-guray-bulbul/isci-arabulucuyla-alacagi-c2tazminati-onceden-bilecek-c2/haber-669856

Salı, 17 Ekim 2017 09:18

Büyü Yaptıran İşten Atılır

Büyü, doğaüstü varlıkların yardımıyla ya da doğada bulunan gizli güçlere söz geçirmek yoluyla birtakım doğal olmayan işler yaptıklarını ileri süren kimselerin başvurdukları değişik işlem ve davranışlara verilen genel bir addır. Büyü afsun veya sihir olarak da adlandırılmaktadır. Çalışma hayatında da büyü adı verilen davranışlara rastlanabiliyor. Hatta bu tür davranışlar Yargıtay kararlarına bile konu olabiliyor. 

Yargıtay kararı 

Büyü konusunda Yargıtay’ın vermiş olduğu bir karar “Mahkemece diğer işçinin savunması ve bu savunmasının irade fesadına uğrayıp uğramadığı üzerinde durulmamış, davalının bildirdiği tanıklar dinlenmemiş, CD çözümleri yapılmamış, fotoğraf değerlendirilmemiştir. Tanık anlatımları, CD çözümleri ve diğer belgelerle davalı işvereni temsil eden belediye başkanı kapısına bir takım sıvı şeyler sürülmesi, kapısı önüne sıvı dökülmesinin sabit olması halinde olayın basına da domuz büyüsü olarak yansıması karşısında, bu tür davranışların işveren ve temsilcisinin haysiyetini kırcı, itibarını zedeleyici ve sonuç olarak sataşma niteliğinde olacağı kaçınılmazdır. Ayrıca irade fesadı bulunmaması halinde davacının diğer işçiyi tehdit etmesi de sataşma niteliğinde bir davranış olacaktır. Bu durumda davacının davranışlarının işyerinde olumsuzluklara yol açtığı, iş ilişkisinin işveren açısından önemli ölçüde devamının beklenmez bir hal alacağı kuşkusuzdur. Bu olguların tespiti halinde feshin geçerli nedene dayandığı kabul edilmeli ve istem reddedilmelidir. Mahkemece eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi isabetli görülmemiştir.” Şeklindedir.(Yargıtay 9. HD.nin 01.03.2010 Tarihli ve  Esas 2009/44823, Karar 2010/5303 Sayılı Kararı).  

Aman dikkat! 

Yargıtay kararında da belirtildiği üzere büyü yapan çalışanlar geçerli sebeple işten atılabiliyor. Bu nedenle çalışanların büyü yapmaktan uzak durmalarında fayda var. Aksi halde işlerini kaybedebilirler. Arif Temir

http://www.gunes.com/yazarlar/arif--temir/buyu-yapan-isten-atilir-824616

Pazartesi, 16 Ekim 2017 13:46

Nakit Döngüsü Nasıl Hesaplanır

nakit döngüsü nasıl hesaplanır.png

Prof. Dr. Sait Y. Kaygusuz

6183 sayılı AATUHK’nun 102.maddesinde tahsil zamanaşımı düzenlenmiştir. Madde hükmüne göre, tahsil zamanaşımı, hukuken amme alacağı, vadesinin rastladığı takvim yılını takip eden takvim yılı başından itibaren (5) yıl içinde tahsil edilmezse zamanaşımına uğrar. Para cezalarına ait hususi kanunlardaki zamanaşımı hükümleri saklıdır. Zamanaşımından sonra mükellefin rızaen yapacağı ödemeler kabul olunur.

Tahsil zamanaşımı bazı durumlarda durmakta, bazı hallerde ise kesilmektedir. Aşağıda tahsil zamanaşımını durduran ve kesen haller kısa kısa izah edilecektir.

Uygulamada Vergi Daireleri, tahsil zamanaşımını dikkate almadan mükelleflerin yapmış olduğu bütün ödemeleri kabul etmektedirler. Oysa ki zamanaşımı olgusu üzerinde durulması gereken önemli bir konudur. Zamanaşımı söz konusu ise mükellefin bu dosya borcunu ödeme yapmaması gerekir. Vergi Daireleri her 5-6 yılda bir takip dosyalarını gözden geçirip, tahsil zamanaşımına uğramış alacakları silmesi gerekir. Özellikle, 01.08.2009 tarihinden önce tahakkuk etmiş özel usulsüzlük cezalarını artık silmesi ve terkin etmeleri gerekmektedir.

Zamanaşımının bitmesine kısa bir süre kala idare memurları marifetiyle cebinden sembolik miktarlarda paralar mükellef adına ve hesabına yatırılarak zamanaşımı uzatılmamalıdır. Nitekim konuyla ilgili emsal bir çok Danıştay kararları bu uygulamaların yanlış ve hukuka aykırı olduğunu ortaya koymaktadır.

1.Tahsil Zamanaşımını “Durduran” Haller

6183 sayılı Amme Alacakları Tahsil Usulü Hakkında Kanunun (AATUHK)  104.maddesine göre Tahsil Zamanaşımını Durduran Haller aşağıda sıralanmıştır. 

a-   Borçlunun yabancı memlekette bulunması,

b- Borçlunun hileli iflas etmesi,

c- Borçlunun terekesinin tasfiyesi dolayısıyla hakkında takibat yapılmasına imkan olmaması.

Yukarıdaki nedenlerin kalkmasından başlayarak, önceden başlamış olan zamanaşımı, kaldığı yerden devam eder. 


2.Tahsil Zamanaşımını “Kesen” Haller

6183 sayılı Amme Alacakları Tahsil Usulü Hakkında Kanunun (AATUHK)  103.maddesine göre Tahsil Zamanaşımını Kesen Haller aşağıda sıralanmıştır. 

a- Ödeme, 

b- Haciz tatbiki, 

c- Cebren tahsil ve takip muameleleri sonucunda yapılan her çeşit tahsilat, 

d- Ödeme emri tebliği, 

e- Mal bildirimi, mal edinme ve mal artmalarının bildirilmesi, 

f- Yukarıdaki 5 sırada gösterilen muamelelerden herhangi birinin kefile veya yabancı şahıs ve kurumlar mümessillerine tatbiki veya bunlar tarafından yapılması, 

g- İhtilaflı amme alacaklarında kaza mercilerince bozma kararı verilmesi, 

h- Amme alacağının teminata bağlanması, 

i- Kaza mercilerince icranın tehirine karar verilmesi, 

j- İki amme idaresi arasında mevcut bir borç için alacaklı amme idaresi tarafından borçlu amme idaresine borcun ödenmesi için yazı ile müracaat edilmesi. 

k- (5035 sayılı Kanunun 5'inci maddesiyle eklenen bent) (31.12.2003 tarihinden geçerli olmak üzere)Amme alacağının özel kanunlara göre ödenmek üzere müracaatta bulunulması ve/veya ödeme planına bağlanması. 


Kesilmenin rastladığı takvim yılını takip eden takvim yılı başından başlayarak zamanaşımı yeniden işlemeye başlar. Önceden işlemiş olan süre göz önünde bulundurulmaz. Nazlı Gaye Alpaslan Güven

http://www.hurses.com.tr/Haber-Vergide_tahsil_zamanasimini_kesen_ve_durduran_haller_nelerdir-14636.htm

Page 1 of 19

Hakkımızda

 ö z d o ğ r u l a r, Adana da 18.08.1988 tarihinde kurularak, Mali Müşavirlik faaliyetine başlamıştır. 

Sektöründe en iyi olma duygusu ile personeline "Kalite" bilincini yerleştirmeyi, Kalite Yönetim Sistemini sürekli iyileştirmeyi, müşterilerine en iyi hizmeti sunmayı, amaç edinerek, 2003 Yılında, alanında Türkiye' de ilk olarak ISO 9001: 2000 Belgesi almıştır.

 

Mali Takvim

02.10.2017
• SGK 4/a (SSK) ve İşsizlik Sigortası (Ağustos/2017), SGK 4/b (Bağ-Kur) (Ağustos/2017) Primlerinin Ödenmesi
02.10.2017
• Ağustos/2017 Ba, Bs Formlarının Verilmesi
16.10.2017
• Eylül / 2017 Dönemine Ait BSMV Beyanı ve Ödemesi
23.10.2017
• Eylül/2017 Aylık ve 3 Aylık (7-8-9.Ay) Muhtasar Beyanname verilmesi ve Damga Vergisi Beyannamesi
23.10.2017
• Eylül/2017 SGK 4/a (SSK) Aylık Bildirge ve İşsizlik Sigortası Bildirgesinin Verilmesi
24.10.2017
• Eylül/2017 Ait KDV Beyanı
 

Öne Çıkanlar

  • Vergi Uzlaşma Talebi Ve İptal Davası kendisine vergi ve ceza ihbarnamesi tebliğ edilen gerçek ve tüzel…
  • Hatalı Meslek Kodlarına Para Cezası Geliyor 2012 yılı Kasım ayından bu yana işverenlerden işe aldıkları çalışanların…
  • Arabulucunun Ücretini Kim Ödeyecek İş Mahkemeleri Kanun Tasarısı görüşüldü, yasalaştı. Yakın zamanda Resmî Gazete’de…

Popüler Kelimeler

Top